Kayıtlar

Hikayeler etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

BANA MEZARINI AÇTIRMA BABA

  BANA MEZARINI AÇTIRMA BABA Bir arkadaşımın vasıtasıyla tanımıştım. Hayatı hakkında bölük pörçük birkaç şey   duymuş, duyduklarım çok ilginç gelmişti. Bir gün telefon etti. “Yazdıklarını çok beğeniyorum, İzmir’e geldiğinde buluşalım, hayatımı anlatayım yazarmısın?” dedi.   O anlatacak, ben de yazıya dökecektim. “Kişilerin hayatını yazmaya pek hevesli değilim, anlatılanları yazıyorum, o kadar emek veriyorum, sonrada yayınlamamı istemiyorlar” dedim. Israr edince, İzmir’e gittiğimde aradım, buluşup, Hisarönü’nde bir meyhaneye oturduk.   Gittiğimizde öğlendi, kalkarken akşam olmuştu. Hiç durmadan anlattı. Ben sadece not aldım. Ankara’ya döndükten sonra ilginç bulduğum bir başka arkadaşa ait hikayeyi yazmış, yayınlanması için izin alamamış hevesim kaçmıştı. Yazı işi öyle hemen klavyenin başına geç, yazıver olmuyor. Yazıya dökmek için bir heyecan, bir heves, ne bileyim ilham gelmesi gerekiyor. Karlı bir Ankara gününde yazasım geldi. İşte arkadaşımın hikayesi. Annem ...

KAYIP KAMİLE

  KAYIP KAMİLE   Lise arkadaşlarım ile yıllar içinde dostluklar pekişti, aylık buluşmalar ile samimiyetimiz arttı, kardeşten de öte olduk. Bu yıl liseli grubumuzun küçük bir bölümü, arkadaşlarımızdan birinin Çeşme’de ki   yazlık evinde toplanarak üç gün tatil yaptık. Yıllar içinde birbirimizi çok iyi tanıdığımız, yaşamımızı gün gün bildiğimiz için konuşacak konu kalmadığından   geçmişe gittik. Öyle böyle değil,   az gittik uz gittik, dedelerin ninelerin zamanına kadar gittik. Arkadaşlarımızdan biri Karaburun’lu, Ege ahalisinin çoğu göçmendir, onlar ise asırlar boyu bu topraklarda yaşamışlar, Torlak Kemal’in torunu derim ben ona. Laf lafı kovalarken arkadaşımız,   benim ninemin kızlık soyadı yok, nüfusta da çıkmaz dedi. Böyle bir şey nasıl olur? E-devlet diye bir şey var diyoruz. E-devlet kayıtlarında da çıkmıyormuş. Yıl 1922, Büyük Taarruzun başladığı günler, arkadaşımızın dedesi, Karaburun’un bir köyünden askere alınıyor. Ordu taarruza başladığ...

Ceylanpınar'ın Ceylanları

  Ceylanpınar’ın Ceylanları…. İnsanın kimliğinde yazılan bilgilerin çoğu; adınız, soyadınız, doğum tarihiniz, hatta anne ve baba adınız bile mahkeme kararıyla değiştirilebilir. Amma doğum yeriniz değişmez. O ad ölünceye kadar sizinle birliktedir. Belki de coğrafya kaderdir deyiminin tescillenmesidir. Babamın hakimlik stajı bittiğinde, babam nişanlısı olan anneme kura çektirmiş, torbadan Viranşehir adı çıkınca, çiçeği burnunda hakim babam ile annem evlenerek Viranşehir’e gelmişler. Viranşehir o zamanlar iki bin nüfuslu bir kasaba. Mahrumiyet bölgesi. Serde gençlik var, vatan aşkı var, var oğlu var. Viranşehir’de görevliyken annem bana hamile kalmış. Viranşehir o zamanlar demiştim ya mahrumiyet bölgesi, ağalık düzeni hakim, halkın tek geçim kaynağı Suriye sınırında yapılan kaçakçılık. Fakirlik diz boyu, temiz su kaynakları kısıtlı. Annem “Hamileyken dizanteri oldum” diye anlatırdı. Ben de annemde bu badireyi birlikte atlatmışız. Viranşehir’de gidip gidebilecekleri tek yer Cey...

O...u Kime Denir?

  O….u Kime Denir?   Ortağımla birlikte, Avukat Burhan Apaydın’a ev ziyaretine gitmiştik. Akşam serinliğinde evinin bahçesinde, eşinin çay servisine yardım ederken, ortağımla Burhan Bey’in konuşmaları esnasında Burhan Bey’in “Bırak şu o….u herifi” sözleri kulağıma çalındı. Eşi, dönemin iktidarının prenslerinden birinin savunma için Burhan Bey’e geldiğini, çok ısrar etmesine, hatta yakın çevresinin baskılarına rağmen Burhan Bey’in savunmayı kabul etmediğini söyledi. Sofraya oturduğumuzda, Burhan Bey bana dönerek “Hanımefendi, ben o…u kelimesini kadınlar için değil, herkes için kullanırım, bu kelimenin anlamı bende farklıdır” dedi. Konuya açıklık getirmek için avukatlık hikayelerinden birini anlatmaya başladı. Bir zamanlar Konya ilinin genelevinde çalışan bir kızcağız varmış. Hikaye böyle   başlayınca Sabahattin Ali’nin “Gramafon Avrat” adlı eserine bir selam çakmadan edemiyorum. Evet, nerede kalmıştık? Konya genelevinde çalışan bir kızcağız varmış. Kızcağıza gele...

Taylanlar Ölmez

  TAYLANLAR ÖLMEZ   ODTÜ Vişnelik’te Neşet Ertaş gecesi var diye telefon etti arkadaşım. Dört kişilik masa ayırtmış. “Ben, kızım, yurt dışından bir arkadaşım bir de sen” dedi. Ben de İzmir’den bir arkadaşımın kızı ile nişanlısı akşamüstü çaya gelecekler, yemeğe kalmazlar ise gelirim dedim. Gençler geldiler, çaylar içildi, muhabbet edildi, çok oturmadılar, yemeğe kalmadan gittiler. Vişnelik’e gitmek üzere tam evden çıkarken kredi kartımın olmadığını fark ettim. Biraz arandım tarandım, bulamayınca da kartı iptal ettirmeye kalktım. Kartı iptal ettirmek için uğraşırken de   hayli vakit kaybettim. “Ben gelmesem olur mu?” diye telefon ettim. Olmazmış, kızı benimle gelecekmiş, geçerken onu da almam lazımmış. Ben gelmezsem kızı da gelemeyecekmiş. Çaresiz yola çıkıp, arkadaşımın kızını da aldıktan sonra Vişnelik’in yolunu tuttum. Vardığımızda konser çoktan başlamıştı. Yeme içme konser ile ilgilenirken, yurt dışından gelen arkadaş ilgi alanıma girmedi. Konser için ara veril...

TEREKE

  TEREKE Doktorun vefatı kasabada çabuk duyuldu, cenaze evden çıkarıldıktan sonra, bilindik kimi kimsesi olmadığı için ev mühürlendi. Doktor toprağa verildikten sonra, ev sahibinin ön ayak olmasıyla konu komşu hep birlikte ölümünün yedisinde helva kavurup mahalleliye dağıttılar. Doktor, doğu illerinden birinde küçük bir kasabada hükümet tabipliği yaparken kız kardeşe oranın ağa tabir edilen ahalisinden biri gönül düşürmüş, kız kardeş de buna kayıtsız kalmamış. Gel gör ki ağabeyin kız kardeşinin yaban ellerde gelin olarak kalmasına gönlü razı gelmemiş, tayinini batıya istemiş, böylece uzun yıllar önce kız kardeşiyle birlikte kasabaya gelmişler. Kız kardeşi kasabaya geldikten sonra, sararıp solmaya başlamış, çok geçmeden de verem teşhisi ile hastaneye yatırılmış. Gel zaman git zaman hastalık gerilemiş, kız kardeş iyileşerek eve dönmüş, ağabey ile kasabada yaşamaya devam etmiş. Yıllar yılları kovalarken, kız kardeş kasaba tarafından marazlı bellendiğinden evlilik şansını kaybe...

Üç Kız Bir Ana

  Kızlarıyla gurur duyardı, en zor zamanlarında bile iyi ki kızlarım var derdi. Yemez yedirirdi. Üç kız bir ana geçinir giderlerdi. Büyük olan Hanım’dı, ortanca Canım’dı. Küçük ise tüm küçükler gibi oyunbazdı, gönül çelendi, Bızdık’dı. Bense onlara “Kösem Sultan”, “Kahya Karı” ve “Kenarın Dilberi” derdim. Bazen de dilimi tutamaz analarına da söylerdim. Anaları da “Deme kızlarıma öyle” diye gönül koyardı. Kösem Sultan köşesinde oturur durur, gelene gidene ne bir hoş geldin, ne hal hatır sorma, ne bir gülümseme. Niye geldi bu şimdi dercesine gelene dik dik bakar, oturduğu kanepeden kılını kıpırdatmaz, haspam herkese tepeden bakardı. Kahya karı, Kösem ile misafirler arasında orta yol bulmaya çalışır, “Siz onun kusuruna bakmayın” minvalinde bir şeyler mırıldanır, ikrama yardım için anasının yanına mutfağa koşardı. “Kenarın Dilberi”, tam anlamıyla dilberdi. Hareli gözleri, işvesi, cilvesiyle evin neşesiydi. Ayaklarıma dolanır, kucağıma yatar, anasına anlattığım hikayeleri hayran...

İLLE DE ROMAN OLSUN

İLLE DE ROMAN OLSUN “Alaçatı’da Romanların yaşadığı çadırlar, Çeşme Belediyesi’ne bağlı zabıta ekiplerince yıkıldı.” Her yıl değişmeyen Çeşme haberlerinden biri, bu sefer sosyal medya da Gazete Duvar aracılığıyla karşıma çıktı. Romanlar, kendilerine göre kültürleri olan, müziği, oynamayı seven, ağlarken gülen, gülerken hüzünlenen renkli insanlar. Çeşme’de yazlıkta geçen günlerimiz de bize de birkaçı çalışmaya gelmiş, kendilerini yakından tanıma fırsatı bulmuştum. İlki Gülazer, kömür karası gözleri, gevrek kahkahası ile ortalığı şenlendiren, biraz vurdumduymaz, biraz da başına buyruk hoş bir kızcağızdı. Hafta da bir gelir, hem eline hem diline dedikleri türden, hem evi temizler, paklar, hem de anlattıkları ile evi şenlendirirdi. Bir gün gözünün altı morarmış, dudağı patlamış olarak işe geldi. Hayrola ne oldu, neden oldu sorularımızı geçiştirdi. Çadırda yaşıyorlar, “kapıya çarptım” bile dedi. Öğlen yemeğine oturduğumuzda annem, “Hele anlat şu kapıya çarpma hikayesini” deyince b...

BALAT'DA BİR ÖĞLEDEN SONRA

Balat’da Bir Öğleden sonra   Daha önce bahsetmiştim, gelinimiz Lea,   Balat’da Mavi Kalem diye bir dernekte çalışıyordu. Kızımız gönlünün sesini dinlemiş, oğlumu eş seçmiş, dört yıldır Türkiye’de bizlerden biri gibi olmuştu. Kopenhag’da oğlumla evlenmiş gelinliğini resmileştirmişti. Taa Danimarkalardan gelip benim bile nerde olduğunu yeni öğrendiğim Balat’ın arka sokaklarında bir yerlerde yoksul çocuklara resim yapmayı, renkleri kullanmayı, müzeleri gezdirerek yaşadıkları şehri ve kültürü tanıtmaya çalışıyor bazen de benden yardım istiyordu. Çocuklarla arasında geçen konuşmaları da zaman zaman kendine has esprileri ile bana anlatıyordu. Bir gün çocukları İstanbul Arkeoloji müzesine götürecekmiş. Gitmeden önce çocuklara müze hakkında ön bilgi vermek istemiş. “Biliyormusunuz çocuklar bugün müzeye gideceğiz, orada İskender lahdini göreceğiz” demiş. Sonra da çocuklara “İskender kim biliyormusunuz?” demiş. Çocukların hepsi bildiklerini söylemişler. Bizimki çok memnun. “İskend...

Ben Yanmasam, Sen Yanmasan

 Ben  Yanmasam, Sen Yanmasan “Nazım Hikmet’in ölümünün 57.yılı anısına” Milenyuma giriliyor. Yılın son günlerinin birinde, Elvino ile oturduğumuz kafede, limonata gibi bir havada milenyum olsa ne olur olmasa ne olur deyip; kahve içiyor birbirimize fal bakıyoruz. Elvino’nun falına bakarken, adalı, kaleli bir yere gidiyorsun, başka bir kıtada bu yer diye sallamaya başlıyorum. Elvino, “Malta’yı çok merak ediyorum” diyor. “Sırf Malta için o kadar yol gidilmez, gitmişken başka bir yer daha görmeli” diyorum. Hemen Turizm firmasında çalışan arkadaşımızı arıyoruz. Arkadaşımız turlara bakıyor ve “Yılbaşında çok güzel Malta Tunus gezimiz var”   diyor. Biraz düşünmek için telefonu kapatıyoruz. Benim İngilizcem Malta’da, senin Fransızcan Tunus’da işe yarar,falda da deniz var, kale var, başka kıta var diyerek kendimizi bir güzel ikna ediyor ve tura yazılıyouz. Malta turu çok güzel geçiyor. Gozo adasına bile gidiyoruz. Daha sonra Tunus gezisi başlıyor. Tunus’ta ilk gün Hammamet...