Kayıtlar

Taylanlar Ölmez

  TAYLANLAR ÖLMEZ   ODTÜ Vişnelik’te Neşet Ertaş gecesi var diye telefon etti arkadaşım. Dört kişilik masa ayırtmış. “Ben, kızım, yurt dışından bir arkadaşım bir de sen” dedi. Ben de İzmir’den bir arkadaşımın kızı ile nişanlısı akşamüstü çaya gelecekler, yemeğe kalmazlar ise gelirim dedim. Gençler geldiler, çaylar içildi, muhabbet edildi, çok oturmadılar, yemeğe kalmadan gittiler. Vişnelik’e gitmek üzere tam evden çıkarken kredi kartımın olmadığını fark ettim. Biraz arandım tarandım, bulamayınca da kartı iptal ettirmeye kalktım. Kartı iptal ettirmek için uğraşırken de   hayli vakit kaybettim. “Ben gelmesem olur mu?” diye telefon ettim. Olmazmış, kızı benimle gelecekmiş, geçerken onu da almam lazımmış. Ben gelmezsem kızı da gelemeyecekmiş. Çaresiz yola çıkıp, arkadaşımın kızını da aldıktan sonra Vişnelik’in yolunu tuttum. Vardığımızda konser çoktan başlamıştı. Yeme içme konser ile ilgilenirken, yurt dışından gelen arkadaş ilgi alanıma girmedi. Konser için ara veril...

TEREKE

  TEREKE Doktorun vefatı kasabada çabuk duyuldu, cenaze evden çıkarıldıktan sonra, bilindik kimi kimsesi olmadığı için ev mühürlendi. Doktor toprağa verildikten sonra, ev sahibinin ön ayak olmasıyla konu komşu hep birlikte ölümünün yedisinde helva kavurup mahalleliye dağıttılar. Doktor, doğu illerinden birinde küçük bir kasabada hükümet tabipliği yaparken kız kardeşe oranın ağa tabir edilen ahalisinden biri gönül düşürmüş, kız kardeş de buna kayıtsız kalmamış. Gel gör ki ağabeyin kız kardeşinin yaban ellerde gelin olarak kalmasına gönlü razı gelmemiş, tayinini batıya istemiş, böylece uzun yıllar önce kız kardeşiyle birlikte kasabaya gelmişler. Kız kardeşi kasabaya geldikten sonra, sararıp solmaya başlamış, çok geçmeden de verem teşhisi ile hastaneye yatırılmış. Gel zaman git zaman hastalık gerilemiş, kız kardeş iyileşerek eve dönmüş, ağabey ile kasabada yaşamaya devam etmiş. Yıllar yılları kovalarken, kız kardeş kasaba tarafından marazlı bellendiğinden evlilik şansını kaybe...

Kiev, Geçiyordum Uğradım.

Resim
  UKRAYNA KİEV GEZİ NOTLARI   15 MART 2021 (Kiev’e Ukraynaca da Kyiv deniyor) Çok kötü günler geçirdim. Haluk ile beraber Coronaya yakalandık. Ben iyileştim ama ne yazık ki Haluk artık aramızda değil. Gerek hastalığın etkisi, gerekse Haluk’un kaybı nedeniyle hayat benim için çekilmez bir hal aldı. Kimseler gelemiyor, ben bir yere gidemiyorum. Herkese vicdani yük yüklüyorum farkındayım. Çocuklarım uzakta, annem kardeşim İzmir’de, herkes beni merak ediyor, telefonda iyiyim diyorum ama iyi değilim. Komşularım durumu görüyorlar, ellerinden bir şey gelmiyor. Haluk’un kırkı çıktıktan sonra bir gayret yurt dışına çocuklarımın yanına gittim. Uçağa binmeden önce ki 24 saat içinde negatif testi isteniyor, testi yaptırdım. Uçağa atladım ve gittim. Beklediğimden daha kolay oldu ülkeye girmem. Torunlarım dışarda bekliyorlarmış. Sarıldık, kucaklaştık. Kucaklaşmak öyle iyi geldi ki. O sarılmaları öyle özlemişim ki. Ülkenin yeni kurallarına ayak uydurmaya çalıştım. Orada 65 üzeri diye...

BİLANÇO 2020

Resim
  Bilanço 2020 Yeni yıl bittiğinde şirketler bilanço yapar, neyi var neyi yok artı/eksi kağıda dökerler. Sonrada tüm yükü yeni bir döneme aktarmamak için tek satır ile devir eder, yeni bir sayfa açarlar. Yeni çağın adı, dijital çağmıdır, finans çağımıdır, adı her ne ise, bu yeni sistemlerin sıfırlanma ihtiyacı vardır. Yılbaşı bu sıfırlanmanın adıdır, yeni bir sayfanın açıldığının ilanıdır. Yeni çağda insanlar, ister patron olsun, ister yönetici olsun, ister emekçi olsun, isterse de işsiz güçsüz aylak takımından olsun bu sıfırlanmanın bir parçasıdırlar. Bunu da yılbaşı adı altında kendi meşrebince kutlayarak sistemin parçası olduklarını kutsarlar. Haklarıdır tabi. Geçen yılın bilançosunu çıkardığımda eksi hanemin berbat olduğunu gördüm. Çok büyük bir acı yaşadım. Resmen ikinci baharım sona erdi. Hayat arkadaşımın yanı sıra birçok sevdiğimiz, değer verdiğimiz, sempati duyduğumuz insanları da kaybettik. Tüm dünyayı kasıp kavuran “Corona” denilen bela bize de bulaştı. İğnenin ...

Üç Kız Bir Ana

  Kızlarıyla gurur duyardı, en zor zamanlarında bile iyi ki kızlarım var derdi. Yemez yedirirdi. Üç kız bir ana geçinir giderlerdi. Büyük olan Hanım’dı, ortanca Canım’dı. Küçük ise tüm küçükler gibi oyunbazdı, gönül çelendi, Bızdık’dı. Bense onlara “Kösem Sultan”, “Kahya Karı” ve “Kenarın Dilberi” derdim. Bazen de dilimi tutamaz analarına da söylerdim. Anaları da “Deme kızlarıma öyle” diye gönül koyardı. Kösem Sultan köşesinde oturur durur, gelene gidene ne bir hoş geldin, ne hal hatır sorma, ne bir gülümseme. Niye geldi bu şimdi dercesine gelene dik dik bakar, oturduğu kanepeden kılını kıpırdatmaz, haspam herkese tepeden bakardı. Kahya karı, Kösem ile misafirler arasında orta yol bulmaya çalışır, “Siz onun kusuruna bakmayın” minvalinde bir şeyler mırıldanır, ikrama yardım için anasının yanına mutfağa koşardı. “Kenarın Dilberi”, tam anlamıyla dilberdi. Hareli gözleri, işvesi, cilvesiyle evin neşesiydi. Ayaklarıma dolanır, kucağıma yatar, anasına anlattığım hikayeleri hayran...

Güle Güle Anne Lise

Resim
  Güle Güle Anne Lise Oğlum liseyi bitirmek üzereydi, üniversiteye giriş sınavları baskısı sürerken bir yandan da yurt dışına gitme planları yapıyordu. Ben de Türkiye’de iyi bir üniversiteyi kazanırsa yurt dışına gitmenin anlamsızlığından dem vuruyor, ille de gitmek istiyorsa bir yıllık AFS gibi bir programla yurt dışına gitmesi için aklına girmeye çalışıyordum. Beni kırmadı, AFS’nin sınavına girdi ve kazandı. Başvuru formları geldi. Sorulara kendimizce cevaplar verdik. İyi bir ailenin yanında bir yıl kalırsa, hem sınav stresinden uzaklaşır, hem yeni bir yabancı dil ve kültür kazanır, hem de kısa süre önce kaybettiği babasının içine gömdüğü acısını hafifletir diye düşünüyordum. Onun için de sorulara cevap verirken anne baba ve bol kardeşli, hatta köpekleri olan o masal kitaplarındaki aileyi arıyorduk. Kuzey ülkelerinden biri olsun istiyorduk. Gazeteler kuzey ülkelerindeki insanların mutlu olduklarını yazıp duruyorlardı, bizde ...