Kayıtlar

Kiev, Geçiyordum Uğradım.

Resim
  UKRAYNA KİEV GEZİ NOTLARI   15 MART 2021 (Kiev’e Ukraynaca da Kyiv deniyor) Çok kötü günler geçirdim. Haluk ile beraber Coronaya yakalandık. Ben iyileştim ama ne yazık ki Haluk artık aramızda değil. Gerek hastalığın etkisi, gerekse Haluk’un kaybı nedeniyle hayat benim için çekilmez bir hal aldı. Kimseler gelemiyor, ben bir yere gidemiyorum. Herkese vicdani yük yüklüyorum farkındayım. Çocuklarım uzakta, annem kardeşim İzmir’de, herkes beni merak ediyor, telefonda iyiyim diyorum ama iyi değilim. Komşularım durumu görüyorlar, ellerinden bir şey gelmiyor. Haluk’un kırkı çıktıktan sonra bir gayret yurt dışına çocuklarımın yanına gittim. Uçağa binmeden önce ki 24 saat içinde negatif testi isteniyor, testi yaptırdım. Uçağa atladım ve gittim. Beklediğimden daha kolay oldu ülkeye girmem. Torunlarım dışarda bekliyorlarmış. Sarıldık, kucaklaştık. Kucaklaşmak öyle iyi geldi ki. O sarılmaları öyle özlemişim ki. Ülkenin yeni kurallarına ayak uydurmaya çalıştım. Orada 65 üzeri diye...

BİLANÇO 2020

Resim
  Bilanço 2020 Yeni yıl bittiğinde şirketler bilanço yapar, neyi var neyi yok artı/eksi kağıda dökerler. Sonrada tüm yükü yeni bir döneme aktarmamak için tek satır ile devir eder, yeni bir sayfa açarlar. Yeni çağın adı, dijital çağmıdır, finans çağımıdır, adı her ne ise, bu yeni sistemlerin sıfırlanma ihtiyacı vardır. Yılbaşı bu sıfırlanmanın adıdır, yeni bir sayfanın açıldığının ilanıdır. Yeni çağda insanlar, ister patron olsun, ister yönetici olsun, ister emekçi olsun, isterse de işsiz güçsüz aylak takımından olsun bu sıfırlanmanın bir parçasıdırlar. Bunu da yılbaşı adı altında kendi meşrebince kutlayarak sistemin parçası olduklarını kutsarlar. Haklarıdır tabi. Geçen yılın bilançosunu çıkardığımda eksi hanemin berbat olduğunu gördüm. Çok büyük bir acı yaşadım. Resmen ikinci baharım sona erdi. Hayat arkadaşımın yanı sıra birçok sevdiğimiz, değer verdiğimiz, sempati duyduğumuz insanları da kaybettik. Tüm dünyayı kasıp kavuran “Corona” denilen bela bize de bulaştı. İğnenin ...

Üç Kız Bir Ana

  Kızlarıyla gurur duyardı, en zor zamanlarında bile iyi ki kızlarım var derdi. Yemez yedirirdi. Üç kız bir ana geçinir giderlerdi. Büyük olan Hanım’dı, ortanca Canım’dı. Küçük ise tüm küçükler gibi oyunbazdı, gönül çelendi, Bızdık’dı. Bense onlara “Kösem Sultan”, “Kahya Karı” ve “Kenarın Dilberi” derdim. Bazen de dilimi tutamaz analarına da söylerdim. Anaları da “Deme kızlarıma öyle” diye gönül koyardı. Kösem Sultan köşesinde oturur durur, gelene gidene ne bir hoş geldin, ne hal hatır sorma, ne bir gülümseme. Niye geldi bu şimdi dercesine gelene dik dik bakar, oturduğu kanepeden kılını kıpırdatmaz, haspam herkese tepeden bakardı. Kahya karı, Kösem ile misafirler arasında orta yol bulmaya çalışır, “Siz onun kusuruna bakmayın” minvalinde bir şeyler mırıldanır, ikrama yardım için anasının yanına mutfağa koşardı. “Kenarın Dilberi”, tam anlamıyla dilberdi. Hareli gözleri, işvesi, cilvesiyle evin neşesiydi. Ayaklarıma dolanır, kucağıma yatar, anasına anlattığım hikayeleri hayran...

Güle Güle Anne Lise

Resim
  Güle Güle Anne Lise Oğlum liseyi bitirmek üzereydi, üniversiteye giriş sınavları baskısı sürerken bir yandan da yurt dışına gitme planları yapıyordu. Ben de Türkiye’de iyi bir üniversiteyi kazanırsa yurt dışına gitmenin anlamsızlığından dem vuruyor, ille de gitmek istiyorsa bir yıllık AFS gibi bir programla yurt dışına gitmesi için aklına girmeye çalışıyordum. Beni kırmadı, AFS’nin sınavına girdi ve kazandı. Başvuru formları geldi. Sorulara kendimizce cevaplar verdik. İyi bir ailenin yanında bir yıl kalırsa, hem sınav stresinden uzaklaşır, hem yeni bir yabancı dil ve kültür kazanır, hem de kısa süre önce kaybettiği babasının içine gömdüğü acısını hafifletir diye düşünüyordum. Onun için de sorulara cevap verirken anne baba ve bol kardeşli, hatta köpekleri olan o masal kitaplarındaki aileyi arıyorduk. Kuzey ülkelerinden biri olsun istiyorduk. Gazeteler kuzey ülkelerindeki insanların mutlu olduklarını yazıp duruyorlardı, bizde ...

İLLE DE ROMAN OLSUN

İLLE DE ROMAN OLSUN “Alaçatı’da Romanların yaşadığı çadırlar, Çeşme Belediyesi’ne bağlı zabıta ekiplerince yıkıldı.” Her yıl değişmeyen Çeşme haberlerinden biri, bu sefer sosyal medya da Gazete Duvar aracılığıyla karşıma çıktı. Romanlar, kendilerine göre kültürleri olan, müziği, oynamayı seven, ağlarken gülen, gülerken hüzünlenen renkli insanlar. Çeşme’de yazlıkta geçen günlerimiz de bize de birkaçı çalışmaya gelmiş, kendilerini yakından tanıma fırsatı bulmuştum. İlki Gülazer, kömür karası gözleri, gevrek kahkahası ile ortalığı şenlendiren, biraz vurdumduymaz, biraz da başına buyruk hoş bir kızcağızdı. Hafta da bir gelir, hem eline hem diline dedikleri türden, hem evi temizler, paklar, hem de anlattıkları ile evi şenlendirirdi. Bir gün gözünün altı morarmış, dudağı patlamış olarak işe geldi. Hayrola ne oldu, neden oldu sorularımızı geçiştirdi. Çadırda yaşıyorlar, “kapıya çarptım” bile dedi. Öğlen yemeğine oturduğumuzda annem, “Hele anlat şu kapıya çarpma hikayesini” deyince b...