ANKARA ULUS'TA BİR GÜN

 


ANKARA ULUS’TA BİR GÜN 14.04.2026 SALI

 

ODTÜ-İnşaat Mühendisliği Bölümü dönem arkadaşlarım ile ayda bir kere buluşmaya başlayalı beri, bu buluşmalar ile yetinmez olduk, birlikte gezilere gitmeye, Ankara’nın kültür ve sanat yaşamına birlikte karışmaya başladık.

Son buluşmamızda Ulus civarını gezmeye karar verdik. Gezilecek yerleri bana bıraktılar. Ben bir rota çizdim. Ulus “Zafer Anıtı” önünde buluşmak üzere kavilleştik. Ben, Halit, Ercüment, Dilara, Çetin, Semih, Hakan ve sevgili eşi Onur tam vaktinde buluşma yerindeydik .  Hakan, her zaman ki sınırsız sorumlu olarak elinde dosyaları ile dersini çalışmış, gezilecek yerlerin ıcığını cıcığını çıkarmış olarak geldi.

Zafer Anıtı’nın önünde fotoğraf çektirmemiş Ankaralı yoktur herhalde. Biz de önce Zafer Anıtı önünde fotoğraf çektirerek geziye başlıyoruz.

Zafer Anıtı,  Anadolu'daki Millî Mücadele'nin hatırasını yaşatmak üzere Yeni Gün gazetesi (Daha sonra adı Cumhuriyet gazetesi olmuş) öncülüğünde 1925 yılında açılan uluslararası yarışma sonucunda Avusturyalı heykeltıraş Heinrich Krippel tarafından tasarlanmış. Açılışı ise 24 Kasım 1927 tarihinde yapılmış.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü Sakarya adlı atı üzerinde tasvir eden, mermer bir kaide üzerine yerleştirilmiş ana heykel, sırtında top mermisi taşıyan bir kadın ile iki asker heykeli ve betimleyici rölyeflerden oluşuyor. Ana heykelin oturduğu kaide mermer iken, etrafındaki üç heykelin kaidesi Ankara taşındanmış.

Anıtın önünde bulunan bronzdan yapılmış asker heykellerinin yüzleri batıya doğru. Polatlı’dan gelen düşmanı gözlemekte. Anıtın arkasında sahra obüs mermisi taşıyan kadın figürü göze çarpıyor. Bu heykelin,  Milli Mücadele kahramanı Kara Fatma’dan  (Fatma Seher Erden) esinlendiği  düşünülse de, Afet İnan hatıralarında heykele ilham olan asıl kişinin Dumlupınar'da yaşayan ve savaş sırasında bizzat bu olayı deneyimleyen bir köylü kadın olduğunu anlatmış. Başında yemenisi, üzerinde şalvarı, ayağında yün çorapları ve çarığıyla tasvir edilen bu figür; aynı zamanda dönemin Anadolu kadını kıyafeti hakkında günümüzde bize fikir veriyor. Bu kadın figürü Kurtuluş Savaşı’na destekleyen ve bu uğurda can veren Şerife bacı gibi daha nicelerini temsil etmekte.

Zafer Anıtı için açılmış olan yarışmanın şartnamesinde Atatürk'ün sivil vaziyette betimlenmesi istenmiş olmasına rağmen anıtın Kurtuluş Savaşı sürecini ve sonrasında kazanılan zaferi anlatıyor oluşu, Gazi Paşa figürünün bu eserde de asker kıyafetleri içinde ve Sakarya isimli atının üzerinde kurgulanmasına yol açmış.

Mermer kaidenin daralarak yükselen ön yüzünde dört adet doğmakta olan güneş motifi ve bunları kuşatan bir çelenk bulunuyor. Hemen altındaki çerçevede ise Mustafa Kemal Atatürk'ün Erzurum'da millî mücadele faaliyetlerine devam ederken İstanbul'daki yönetime askerlik mesleğinden istifa ettiğini bildiren telgrafta bulunan  "Artık badema, sine-i millete bir ferdi mücahit olarak çalışacağım." sözü yer alıyor.

Kaidenin arka yüzünde, devrilmiş bir çınar ağacı ile onun gövdesinden filizlenen bir hayat ağacı motifi bulunuyor. Bu çınar çökmüş olan Osmanlı İmparatorluğu'nu temsil ederken, yeşeren taze dallar ise genç Türkiye Cumhuriyeti'ni simgelemekteymiş. Arka yüzün altındaki çerçevede; Namık Kemal‘in Vatan Mersiyesi'nde her kıtada tekrarlanan "Yoğimiş kurtaracak bahtı kara mâderini" ifadesine yanıt olarak Atatürk’ün 13 Ocak 1921 tarihli şu sözü yer alıyor; "Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini." (Burada mader ana demek)

Mermer kaidenin güneyinde kalan sağ yüzünde iki adet rölyef bulunuyor. Üst taraftaki kabartmada Sakarya’da düşmanı yenen Türk askeri betimlenirken, alttaki sahnede Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ndeki Atatürk ve silah arkadaşlarına yer verilmiş. İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak da bu kabartmada yer alan isimlerden. "Düşman ordusunu vatanın harimi ismetinde boğarak, behemahal naili halas ve istiklal olacağız. 6 Ağustos 1919" ifadesi bu cepheye işlenmiş.

Anıtın kuzeyinde kalan sol yüzünde de iki kabartma yer alıyor. Bunlardan ilki bir zafer kompozisyonu. Türk askerinin yaptığı bir resmi geçit esnasında Türk Bayrağı karşısında selam veren işgalci ordular resmedilmiş. Alttaki rölyefte ise kucağında çocuğu olan bir kadının cephane yüklü bir kağnıyı çektiği görülüyor. Sahnedeki kadını, arabanın arkasından yürüyüp ellerinde tüfek taşıyan ihtiyarlar ve bir çocuk takip ediyor. Cinsiyet ve yaş fark etmeksizin millî mücadeleye destek veren Türk köylüsünün anlatıldığı bu yüzde Atatürk'ün Dumlupınar'da kazanılan zaferin ardından dile getirdiği "Düşmanın ana sıra asliyesi imha edilmiştir. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri." sözü  yer alıyor.

Zafer Anıtı, çevresindeki yapılarla bütünleşerek hem mekânın hem de Cumhuriyet'in simgelerinden biri haline gelmiş. Anıt, başlangıçta Taşhan'ın  önündeki alana yerleştirilmiş. Anıtın adı da, yapım sırasında kampanyanın başlamasına vesile olan gazeteyi onurlandırmak adına "Yeni Gün Anıtı" olarak isimlendirilmiş. Ancak anıt açıldığı gün Zafer  Anıt’ı olarak halka sunulmuş ve o günden beri de bu isimle anılıyormuş. Daha sonra yapılan yol düzenlemesi nedeniyle de anıt  şimdiki yerine taşınmış.

Taşhan Meydanı, Cumhuriyet'in ilanından sonra, 1920'lerin başında Hakimiyet-i Milliye Meydanı adını almış, daha sonraki yıllarda ise günümüzde kullanılan Ulus Meydanı ismini almış. 

Şehrin ruhunu anlamak için biraz gerilere gidiyoruz. Sümerbank’ın tarihi Genel Müdürlük Binası’nın olduğu yerde Taşhan binası bulunuyormuş. Günümüzde Sümerbank’ın Genel Müdürlük binası, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi tarafından  kullanılmakta.

1886-1891 yılları arasında Ankara valiliği yapan, II. Abdülhamid döneminin önemli bürokratlarından  Abidin Paşa (1843-1906) Ankara’nın imarında önemli rol oynamış, modern Ankara’nın temellerini atmış bir zatmış.  Mamak'taki Abidinpaşa mahallesi adını ondan almaktaymış.

Abidin Paşa’nın başlattığı bayındırlık çalışmaları ile bugünkü Ulus semtinin Anafartalar ve Çankırı caddeleri boyunca pek çok bina yıkılmış ve yerine Taşhan binasıyla birlikte İstanbul Oteli ve diğer yeni binalar inşa edilmiş. Taşhan ilk yıllarında kervansaraymış. Üst katlarında yatacak yerler varken, alt kat ahır olarak kullanılmaktaymış. Daha sonra üst kat  otel olarak kullanılırken, alt kat Şölen restoran olarak hizmet vermiş ve  Karpiç ilk olarak burada çalışmış. Rusya’dan kaçan Karpoviç, Atatürk’ün kendisine   Karpiç demesiyle bu adla anılmış ve daha sonra kendi adıyla anılan restoranını açmış ve Cumhuriyet’in ilk yıllarına damgasını vurmuş. 

Yıkılan İstanbul Oteli’nin ve yanan Darülmuallim mektebinin yerinde günümüzde, bir adet yüksek ve yedi adet az katlı bloktan ve iki avludan oluşan Ulus İşhanı bulunuyor.. Ulus İşhanı için 1953'te mimari projesi yarışması yapılmış ve 1955'te inşaatı başlamış.1960'da alçak bloklar, 1963'te yüksek blok tamamlanmış. Kompleks,1950’lere kadar etkili olan I. ve II. Milli Mimari akımlarından sonra, modern çizgileriyle İstanbul Hilton Oteli’nin yarattığı etkinin bir benzerini Ankara’ya taşımış. Yüksek bina, şimdilerde EGO Genel Müdürlüğü, diğerleri de çarşı ve büro olarak kullanılıyor.

O ünlü Karpiç’in yerinde yeller esiyor. Merkez Bankası binasının yanındaki alan park olarak düzenlenmiş. Park denince aklımıza yeşil alan gelir ya, nerdeee. Alan tümüyle beton kaplı, birkaç tanede bank var.

Meydana bakan  I.Meclis Binası’na selam ve sevgilerimizi göndererek “İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi” ne giriyoruz. ODTÜ Sosyoloji mezunu, pırıl pırıl gencecik bir hanım kız bize rehberlik ediyor. Binanın tarihçesini anlatıyor.



İş Bankası, Atatürk’ün, “Askeri zaferler ancak iktisadi zaferler ile kalıcı olur” düsturu ile 1924 yılında kurulmuş. Bankanın kuruluşu için  Celal Bayar’a görev verilmiş. Bankanın 1numaralı müşteri ise Türkiye büyük Millet Meclisi olmuş.

Tarihi bina, İtalyan mimar Giulio Mongeri tarafından 1929 yılında İş Bankası’nın 3. Genel Müdürlük binası olarak inşa edilmiş. Mongeri İstanbul doğumlu,  İstiklal Caddesi’ndeki St. Antoine Katolik Kilisesi, Maçka Palas, Karaköy Palas ve Taksim Meydanı’ndaki Cumhuriyet Anıtı’nın kaidesi ile çevre düzenlemesi de dahil olmak üzere daha birçok yapıda imzası olan mimar.

Binanın dekorasyonu ise Selahattin Refik Sırmalı tarafından yapılmış. Atatürk özellikle mavi salonun dekorunu o kadar beğenmiş ki Çankaya Köşkü’ndeki çalışma odasının dekorasyonunu Sırmalı’ya yaptırmış.

Binanın girişinde tavanda Yunan mitolojisinde Hermes olarak bilinen ticaret ve haberleşme tanrısını betimleyen enfes bir vitray var. Hermes aynı zamanda hırsızların tanrısı olarak da bilinir.


Önce kasa dairesine gidiyoruz. Sistem olarak günümüzdeki banka kasalarıyla aynı sistem. Daha sonra tarihi asansör ile yönetim katına  çıkıyoruz. Fuaye alanında, İstiklal madalyası ile resmedilmiş Atatürk portresi ile karşılaşıyoruz. İş Bankası 1932 yılında - büyük bunalım yılları- biri Almanya'nın Hamburg ve diğeri Mısır'ın İskenderiye şehirlerinde olmak üzere  açtığı şubelerle yurt dışında şubeleşen ilk Türk bankası olmuş. Weinberg imzalı iki adet  yağlı boya tablodan biri İskenderiye, diğeri de Hamburg şubesine asılmış. İskenderiye şubesine gönderilen tabloyu Atatürk bizzat kendisi imzalamış. İşte bu tablo o tabloymuş. Hamburg’a gönderilen diğer tabloda, müze haline getirilen İstanbul’daki İş Bankası binasındaymış.



Toplantı salonu ve genel müdür odası aynen muhafaza edilmiş. Sene de bir gün İş Bankası’nın kuruluş tarihi olan 26 Ağustos günü yönetim kurulu toplantısı bu oda da yapılıyormuş. Binada bir başka tarihi asansör daha var. Mobilyalı kabini ile Atatürk’ün toplantı odasına çıktığı asansör. Çalışmıyor ama, yönetim katında hatıra olarak sergileniyor.



Geliyoruz mavi salona, aynen muhafaza edilen bir başka mekan. Mobilyalar ilk haliyle korunuyor. Atatürk’ün bu salonda oturduğunu, kahve ile sigarasını içtiğini hayal ediyoruz. Tavandaki avizeyi hayran hayran seyrediyoruz.

Bir üst katta, dijital olarak bankanın gelişimi ile ülkenin gelişimini anlatan sunumlar var. Eğitim, sağlık, spor, çevre. Az zamanda ne işler yapmış bu insanlar, yoktan var edilmiş bir şehir, yoktan var edilmiş bir ülke. Bu binada bunu iliklerimize kadar hissediyoruz.



Son katta kütüphane var. İş Bankası yayınları başta olmak üzere bir çok yayının bir arada olduğu  oldukça zengin bir kütüphane. Kütüphanenin alt katında ise sürekli değişen sergi salonu var. Bu sefer “Yemek Kültürünün Sanat Yoluyla Görselliğe Taşınması” temalı bir sergiye rast geliyoruz. Meyve, sebze, ağırlıklı natürmort tabloların yanı sıra kızarmış balığın bile resmedildiği tablolar var.

İş Bankası Müzesi’ne defalarca gelmiş olmama rağmen, her seferinde farklı bir şey keşfediyor, farklı bir tat alıyorum. Küllerinden doğan ülkeme sevgim saygım bir kat daha artıyor.

İş Bankası müzesinden sonra, Kızılay’a doğru yürüyor ve sağdaki Ziraat Bankası Müzesi’ne giriyoruz. Ziraat Bankası Müzesi’de 1929 yılında İtalyan Mimar Giulio Mongeri tarafından tasarlanmış Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi yapılarından biriymiş. Tarihi yapı 2019’dan itibaren müze olarak hizmet görüyormuş.








Müzenin girişinde bizi bankanın kurucusu Mithad Paşa’nın heykeli karşılıyor. Müzeye girdikten sonra önce buranın da kasa dairesine giriyoruz. Buranın kasa dairesinde kasaların ilave kapılar ile korunması dikkatimiz çekiyor. Aaaa burası daha bir korunaklıymış,  mücevheratı buraya getirelim diye espri yapıyoruz.

Bir üst kata çıkıyoruz.  Buraya bu sandıkları neden koymuşlar diye düşünürken Ziraat Bankası’nın tarihçesini gösteren levhaları okuyunca nedenini anlıyoruz. 1863 yılında çiftçileri tefecilerin elinden kurtarmak için  taşınır/taşınmaz mal rehini karşılığında makul faizle kredi sağlamak amacıyla Menafi Sandıkları oluşturulmuş. Sandıklar muhafaza altında tutuluyor, her sandığa da bir sandık emini tayin ediliyormuş.

Ziraat Bankası, Midhat Paşa tarafından, bu "Menafi  Sandıkları"nın devamı olarak kurulmuş ve 15 Ağustos 1888'de resmi olarak faaliyete başlamış. Böylece  modern bankacılık hizmetlerine adım atılmış.

Teee 1913 yılında halkın tahıl ihtiyacı Ziraat Bankası kredisi ile karşılanmış. 1919 yılında Kurtuluş Savaşı’nda oluşturulan Kuva-yi Milliye müfrezelerinin giderleri Ziraat Bankası sandıklarından para alınarak karşılanmış.

1926 yılında Atatürk resim sergilerinden eser satın alınması talimatını vermiş. Ziraat Bankası resim koleksiyonunu bu talimata borçluymuş. İş Bankası’da  zengin koleksiyonunu bu talimata borçlu olmalı. Ey Atam her gün yeni bir şey öğreniyor, sana olan hayranlığım bir kat daha artıyor.

Salonda Dündar Elbruz’a ait “Türkiye’de Tarımın Gelişimi”  ve Kuzgun Acar’a ait “Kuzgun Yuvası” adlı metal heykeller göze çarpıyor. Müzeyi gezerken bir video gösterisine denk geliyoruz. Ziraat Bankası’nın o iki adet başak temalı logosunun nasıl tasarlandığını gösterir bir video. Logo için yarışma düzenlenmiş, Ayhan Akalp’in tasarladığı logo ufak tefek düzeltme ile kabul edilmiş.

Ziraat Bankası’na ait çeşitli şehirlerdeki banka şubelerinin maketlerini de görmek mümkün. Çıkarken müzenin hatıra defterine duygularımızı yazıyor, yazıyı “Her kim ki bu ülke için bir tuğla koymuş, minnettarız” sözü ile noktalıyoruz.



Müzeden çıktıktan sonra karşıdaki PTT Pul Müzesi’ne giriyoruz. Zemin kattaki restoranda öğlen yemeği yiyoruz. Çorba, ciğer, cacık yedikten sonra üzerine de çay içiyoruz. Gelen hesap kişi başı 340 TL (Tarihe not düşelim 6.50 Euro). Bu zamanda bu fiyata böyle bir  yemek.





Müze binasının projesi, Cumhuriyet döneminde birçok kamu binasının tasarımını yapan Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister tarafından çizilmiş. Neo-klasik tarzda 5 katlı olarak inşa edilen binanın yapımı 1934'te tamamlanmış.

6.500 metrekarelik kullanım alanı olan binayı ilk yıllarda Emlak ve Eytam Bankası kullanmış. Bina uzun bir  süre boyunca boş kalmış, daha sonra , PTT tarafından satın alınmış ve restore edildikten sonra 2013 yılında müze olarak hizmete açılmış. Müze koleksiyonunda 4.404 parça orijinal pul ve dünyanın çeşitli ülkelerinden derlenmiş 1.500 parça olmak üzere  toplamda  6.000 den fazla  pul bulunmaktaymış.

Pul müzesinin zemin katında; posta teşkilatında farklı dönemlerde giyilmiş kıyafetler sergileniyor, PTT tarihi anlatılıyor.

Önce ikinci kata çıkıyoruz. Bu katta temalara göre pul koleksiyonu sergileniyor. Daha sonra gezdiğimiz birinci katta ise 1863 yılında Darphane-i Amire'de basılan ve Sultan Abdülaziz'in tuğrası bulunan ilk puldan itibaren Türk pul koleksiyonları sergileniyor. Osmanlı dönemi, Kurtuluş Savaşı dönemi ve Cumhuriyet dönemlerine ait pul koleksiyonları kronolojik olarak görülüyor.

 Bizi en çok etkileyen, duvardan çekilen levhalar içindeki çizimler oluyor. Bir pulun nasıl bir emek ile ortaya çıkışını görüyoruz. Önce tema  belirleniyor. Olimpiyatlar varsa olimpiyat, bayram varsa o bayrama ait tema belirleniyor. Eskiz çiziliyor. Eskiz üzerine yorumlar yazılıyor, yetkili müdür  muvafıktır diye yazıp imzalıyor. Sonra renklendiriliyor ve baskıya veriliyor. Serigrafi usulüyle pullar basılıyor. Minicik bir pul için ne emek, ne göz nuru.

Bazı pullar için “Sürşajlı Pullar” ibaresini görüyoruz. Pulun bedeli değişince üzerine yeni fiyatı basılıyormuş. Buna da sürşarjlı pul deniyormuş. Yani zamlanmış pul.

Babam bir zamanlar pul biriktirirdi. Onun biriktirdiği dönemlere ait aşina olduğum pulları görmek gözlerimi yaşartıyor. Kabartma Atatürk pullarının önünden ayrılamıyorum.

Bodrum katta, çocuk kulübü ve çocuk temalı pulların sergilendiği salon varmış. Orayı es geçiyoruz. Vakit hayli ilerledi. Son olarak Vakıf Esreleri Müzesi’ni de görelim diyoruz.

Müze binası I. Ulusal Mimarlık Dönemi (1908-1930) olarak adlandırılan ve Cumhuriyetin ilk yıllarını kapsayan dönem içinde, 1927 yılında inşa edilmiş. 1928-1941 yılları arasında Hukuk Mektebi olarak kullanılmış ve 7 Mayıs 2007 tarihinde Ankara Vakıf Eserleri Müzesi olarak açılmış.

 Ankara Vakıf Eserleri Müzesi’nde 236 adedi teşhirde olmak üzere toplamda 2.669 adet eser mevcutmuş. Müzede, müzeye ait eserler başta olmak üzere civar illerden de gelen eserlerin bakım ve onarımı yapılıyormuş.

Müzede çeşitli camilerden getirilmiş halıları görüyoruz. 13. Yüzyıldan kalma halı bile var. Kayar levhalar sayesinde bir çok halı örneği görmek mümkün. Hangi levhayı çeksen yüzyıllar öncesinden bir dokunuş karşınıza çıkıyor.

 Merdivenlerden çıkarken halı motifleri ve anlamları hakkında bilgilendirici levhalar var. Üst katta el yazması kuran, soy ağacı örnekleri, el yazması kitaplar, hat levhaları, cami alemleri ve ahşap kapılar sergileniyor. Ayrı bir odada kabe örtüleri sergileniyor





Müzeden çıktıktan sonra, bu kadar geçmişe yolculuk yaptıktan sonra, bir de kendi yakın geçmişimize yolculuk yapalım diyoruz. Karşımızda duran Gençlik Parkı’na giriyoruz. Girişte bulunan kafelerin birinde çay içip, hem günü değerlendirmek, hem de anılarımızı canlandırmak hevesiyle göletin olduğu yere kadar yürüyoruz. Yok, bütün kafeler kaldırılmış. Havuzların suyu çekilmiş. Neyse ki kimimizin anne babasının, kimimizin kendisinin evlendiği Evlendirme Dairesi yerinde duruyor.





Gençlik Parkı tam bir hayal kırıklığı yaratıyor. Zaten yorulmuşuz. Bir iki hatıra fotoğrafı çektirip, birbirimizle vedalaşıyoruz. Ne güzel bir gün oldu. Eski arkadaşlar, gün boyunca dünü yaşadık. Nice gezmelerimiz olsun.

Feryal Bekdik

Nisan 2026 ANKARA

 

Yorumlar

  1. Yine bir solukta okudum Feryal Teyzem Gezi Notlarını. Şahanesiniz. Ankara’yı bana sevdiren kadın. Kocaman sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. Feryal Hocam, geçmişten günümüze arkadaşlar arasında ne güzel bir gezi olmuş, başkent Ankara'dan sizde kalanları ne güzel anlatmışsınız. Ziraat Bankası Müzesi'nin anı defterşne ne kadar güzel, ne kadar vefalı satırlar yazmışsınız...
    Size ve arkadaşlarınıza selam ve sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  3. Yine çok keyifli ve bilgi dolu bir yazı.. Kalemine sağlık. Yazmaya devam., kitap bekliyoruz.

    YanıtlaSil
  4. Kalemine gönlüne sağlık...🙏👏

    YanıtlaSil
  5. Ankara'yı bir Ankaralı olarak arkadaşımın yazısından öğrenmek çok güzel, bilmediğim çok şey öğrendim,eline,kalemine, yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

CEREN İLE ANKARA

BANA MEZARINI AÇTIRMA BABA

TRIESTE GÜNLÜKLERİ