Saniyem Gitti Gelmez
Saniye'm Gitti Gelmez... .
Ertuğrul Karakaya’nın 29. ölüm yıldönümünde mezarında yapılan anma töreninden sonra mezarlıktan çıkarken polis tarafından kameraya alınan topluluk, suçu ve suçluyu övdüler diyerek mahkemeye verildi.
9 Mart Günü Salihli’de ki mahkemeye İstanbul’dan minibüs tutarak gelen İstanbul Mezunlar Derneği’nin yani sıra Ege Mezunlar derneğini temsilen ben de katıldım. Dört bir yandan gelen kimi avukat, kimi gazeteci, kimi mühendis, kimi eski sendikacı ülkemin aydınları adliyede bir araya geldik.
İzmir’den Salihli’ye gitmek için yanıma yandaş ararken, ODTÜ hazırlıktan sınıf arkadaşım benimle geleceğini söyledi.
Cuma sabahı arkadaşım arabaya biner binmez hikâye başladı.
“Biliyor musun benim annemin adı da Ertuğrul’un annesininki gibi Ayşe. İki Ayşe’nin de soyadında Kaya var. Bizimki Sarıkaya, Ertuğrul’un ki Karakaya, onun da gözleri ağlamaktan ve sonradan bulduğu hastalıklardan kör oldu. Benim kız kardeşimi de 1978 yılında 21 yaşındayken vurmuşlardı. Yani senin anlayacağın bir Ayşe de bende var ve de bu ülkede her ailede bir hikâye var.”
Ne diyeceğimi bilemedim. Arkadaş bizim okuldan ayrılıp İstanbul’da bir üniversiteyi bitirmiş yıllar sonra bizlere ulaşmış ve karşıma hikâyesi ile çıkmıştı.
1978 yılında Denizli’de bir dağ eteğinde 21 yaşındaki Saniye kız sevdiği gençle birlikte ölü bulunuyor. Aile Denizli’nin ileri gelenlerinden… Katillerin peşine düşüyorlar. ”Kim vurdu?” ‘’Neden vurdu?’’ “Nasıl vurdu?” diye araştırıyorlar. . Ölen kızlarının acısıyla adalet istiyorlar Yetkili makamlara başvuruyorlar, evlatlarının kanını yerde koymayalım diye. Konu kendi çabalarıyla biraz aralanır gibi oluyor. Saniye kız, kendisiyle tanıştıktan sonra davadan dönmüş ülkücü bir gence sevdalanmış, oğlan da ona. Oğlanla kız modern Romeo ile Juliet misali aşklarını yaşamaya çalışmışlar. Oğlan şiirler yazan bir romantik. Oğlanla, daha önceleri kızın gezdiği dolaştığı yerlere gitmemişler, kimseye duyurmamışlar sevdalarını... Örgütün “Davadan döneni vurun” diye abuk sabuk bir şiarı da var iken, bir gün oğlan kızı, o dönemde ülkü ocaklarının kurtarılmış bölgesinde bulunan, dayısının evine götürmüş, ondan sonra da ikisinden de haber alınamamış. Ta ki jandarmaya haber veren bir çoban, bir dağ eteğinde ikisinin de ölüsünü bulana kadar.
Kız sol eğilimli, oğlan davadan dönmüş sağ eğilimli, devir MC (Milliyetçi Cephe) hükümetleri dönemi. Hükümetin başı olan kişi “Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz” diye demeçler veriyor. Sağcıların sırtının sıvazlandığı dönemler…
Kızın ailesi bastırıyor… Soruşturma, araştırma derken; abi fark ediyor ki görüştüğü ve olayın aydınlatılması için yardım istediği Emniyet Müdürü - ki adam eski belediye başkanı olan dedesinin tanıdığı biri- MC zamanındaki hükümetin başı gibi düşünüyor sağ kesim hakkında. Jandarmada da birileri delilleri yok ediyor ve olayı ört bas etmeye çalışıyor. Örtbas olayına adı karışan, olayı araştırmaktan sorumlu jandarma başçavuşu, bir başka olayda vurulan ormancılarla ilgili bir davada, rüşvet alıp, delilleri saptırmaktan tutuklanıyor. Yani çavuş pis işlerin adamı… Örtbas olayında rol oynayan bir diğeri de o dönemde toplanan silahları askeriyeden emekli olduktan sonra kaçak satmaktan yargılanan biri… Bu iki kirli asker, tam kendilerine yakıştığı şekilde, iki gencin ölümünün faili meçhul kalması için ellerinden geleni yapıyorlar. Bütün çareler tükeniyor ve çabalar sonuç vermiyor. Kızın ve oğlanın aileleri karakolda yedikleri dayakla kalıyorlar.
Tüm bunlar olurken, 12 Eylül 1980 askeri darbesi ülkenin üzerine çöküveriyor. Saniye kızın ailesi üç yıl boyunca sürdürdükleri kızlarının katillerinin bulunması için gösterdikleri çabadan vazgeçmiyorlar.
Askeri dönemde de, tekrar karakollarda, abisi başta olmak üzere tüm aile, kızları için adalet arıyor. Ama ne çare ki, tanıkken sanık oluyorlar. Dönemin iç işleri bakanının Denizli’ye geleceği tutunca ve gelen talimat da şehrinizdeki tüm faili meçhulleri aydınlatın olunca Saniye kızın katledilmesine askeri idare el atıyor ve kendince bir komplo senaryosu yazıyorlar. Kız solcu, oğlan sağcı mı? İkisi birden öldürülmüş ya, ‘Bu bir namus cinayetidir’ diyorlar ve kızın ailesinde ne kadar erkek varsa topluyor toparlıyor, sorgudan, işkenceden geçiriyorlar. Kızın abisini, eniştesini ve iki kardeşini sanık ediyorlar. Zorla ifade imzalatmaya kalkışıyorlar… Dayak, falaka, elektrik verme derken bir şey imzalatamıyorlar. Ta ki içlerinden en küçüğüne boş silahla ateş edip iğrenç senaryoyu sorguda imzalatana kadar. İşin ilginç yanı arkadaşım kız kardeşinin öldürüldüğü sırada, Gebze'de devlet dairesinde isçi olarak çalışıyor… Denizli’de yaşamadığı halde suçlanıyor. Ailenin erkeklerinin toplandığı sırada ise, eşi sekiz aylık hamile, doğum iznine gelmişler memleketlerine.
Mahkemede “Suçlamaları kabul etmiyoruz. İşkence gördük bizi doktora sevk edin “ talebinde bulunuyorlar. Hâkimler de kabul ediyor.
Muayene için hükümet tabibine götürülüyorlar. Doktor adı üstünde “Hükümet Tabibi”. O kadar yaraya bereye bakıyor, elektrik verilirken oluşan yanıklara bakıyor “Ben bir şey göremiyorum “ diyor. Arkadaşımızı ve akrabasını doktora götüren jandarma bile isyan ediyor. “Doktor Bey ben bile görüyorum sen nasıl göremiyorsun?” diyor. Doktor bakıyor ki aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık, bizim aileyi tam teşekküllü Devlet hastanesine sevklerini kabul ediyor.
Hastanede ki doktorlar yürekli çıkıyor. ”Ulan bugün bunlara yapılan yarın bize de yapılır, isterlerse bizi sürsünler” diyerek işkence vardır diye rapor veriyorlar. 12 Eylül döneminde verilen ilk işkence raporu da Denizli’de verilen bu rapor oluyor.
Arkadaşımız bu arada eş dost tanıdığa rastlıyor. Hallerindeki tuhaflığa bir anlam veremiyor. Meğer Saniye kızın ve arkadaşımızın babası, kızının ölümünden abisinin suçlanmasını ve kendisininse gördüğü işkenceyi onuruna yediremeyerek mahkemeden bir gün önce evde intihar etmiş. Babanın intihardan önce vasiyet olarak yazdığı son mektubunda; suçladığı işkencecileri savcılık ört bas ediyor. Arkadaşımızın oğlu dedesinin ölümünden bir ay sonra dünyaya merhaba diyor ve dedesinin adını alıyor.
Yargılama komedisi bir buçuk yıl sürüyor. Bir buçuk yıl mahkemeye gidip geliyorlar ve de sonunda beraat ediyorlar. Hatta kaderin cilvesi arkadaşımızı aynı günde iki mahkemeye çıkarıyorlar. Sabahtan köylerinde kurduğu “Kültür ve Dayanışma Derneğinde komünistlik yapmaktan yargılanıyor. Ondan beraat ediyor. Öğleden sonrada bacısını öldürmekten yargılanıyor, ondan da beraat ediyor. Olay faili meçhul olarak, üzerlerinden kapanıyor. Dosya rafa kaldırılıyor. Suçlular hala ortada yok
Saniye kızın eniştesi iki dönem belediye başkanlığı yapmış sevilen bir aydın, ağabeyi çeşitli derneklerde kurucu üyelik yapmış, meslek odalarında ve kamu sendikalarında görev almış, başkanlık yapmış bir aydın…
Abi ile aile başka acılar olmasın diye eli kolu bağlı çaresiz... Hani derler ya ‘Ananı kaçıran kadı, kimi kime şikâyet edeceksin?… Acılarını içlerine atmış saklıyorlar.
Saniye kızın anası Ayşe Ana, o gün bu gün ağlar, suçluların cezasız kalmasına yanar, kızının ve eşinin trajik ölümüne ağıt yakar:
“Saniye’m gitti gelmez
Gözümün yaşı dinmez”
Böyle bir trajediyi ne antik Yunan’daki şairler yazabildi, ne de Sheakespeare… Bu ülkenin insanları kaç gencini, kaç gelinlik kızını düğün edeceğine toprağa verdi. Kaç can gitti? Kaç aile yandı? Kaç ananın gözünde yaş kalmadı?… Bunları unutmayalım, unutmayalım ki; böylesi acıların ve böyle bir dönemin tekrar yaşanmasına izin vermeyelim. Ölenler kalbimize gömüldü. Zaman zaman yüreğimiz sızlıyorsa biliriz ki ölülerimiz aklımıza düşmüştür 09/Mart/2007
Not: Saniye kızın annesi artık aramızda yaşamıyor. Ertuğrul’un annesi üzerine atılı suçtan beraat etti Neydi üzerine atılan suç? Suçluyu ve suçu övmek. İzmir Barosu öyle bir savunma hazırlamıştı ki sanki doktora tezi. Hasan Tan dönemi anlatıldı. Ertuğrul’un Öğrenci Temsilcisi olduğu, çatışma esnasında değil, okulun kapısında sırtından vurulduğu anlatıldı. Sırtından vurulduğunu anlatan adli tıp otopsi raporu sunuldu. Vuranın daha sonraki yıllarda bir başkası tarafından vurulduğu anlaşıldı. Yapılan soruşturmada Ertuğrul’un karıştığı bir suça rastlanmadığı, dolayısıyla suçlu olmadığı, suç ve suçlu olmayınca annenin ve mezarı başında anma törenine katılanların suçluyu övmedikleri anlaşıldı.
Yıllar sonra Ertuğrul ve tüm geçmişimiz aklandı. 24/05/2019
Canımsın arkadaşım.
YanıtlaSilKalemine yüreğine sağlık.
Anılar,anılar.
Sağolasın.
Canımsın.
YanıtlaSilO kadar.
Sağolasın
Mekodonya gezinizi okurken.bloğunda ,Saniyem gitti gelmezi yine okudum..Acılarım yine depreşti ama.tarihe de bir not düşülmesini sağlayan,kalıcılaştıran bu yazın için ,bir kez daha minnettarım.emeğine yüreğine sağlık.Sağol.
YanıtlaSil